Dijital haklar alanında dünyanın önde gelen kuruluşlarından Electronic Frontier Foundation (EFF) ve bazı büyük sendikalar, ABD'deki Trump yönetimine karşı ciddi iddialar içeren bir dava açtı. Perşembe günü Manhattan'daki ABD Bölge Mahkemesi'nde sunulan dava dilekçesi, ABD’de yasal olarak ikamet eden, geçerli vizeye sahip veya daimi oturum (green card) sahibi olan yabancıların kitleler halinde sosyal medya üzerinden yapay zeka ve benzeri yöntemlerle gözetlendiğini öne sürüyor. Bu gözetimin temel amacının ise, mevcut hükümetin onaylamadığı görüşleri ifade eden kişileri tespit etmek olduğu iddia ediliyor.
Dava, yalnızca yasal ikamet eden yabancıların özel hayatının gizliliğini değil, aynı zamanda ABD Anayasası'nın Birinci Değişikliği ile korunan ifade özgürlüğünü de hedef alıyor. Eğer iddialar doğruysa, ABD'ye yasal yollarla gelmiş milyonlarca kişi, dijital ayak izleri üzerinden sürekli bir tehdit altında yaşıyor olabilir.
Hangi Görüşler “Sakıncalı” Kabul Ediliyor?
EFF tarafından sunulan dava, hükümetin hangi tür sosyal medya paylaşımlarını 'istenmeyen' veya 'sakıncalı' olarak işaretlediğine dair somut örnekler sunuyor. Bu listelenen görüşler, gözetimin 'görüşe dayalı' ve dolayısıyla yasa dışı olduğunu kanıtlama amacını taşıyor. Dava metninde belirtilen ve yaptırıma uğrama riski taşıyan gönderi türlerinden bazıları şunlardır:
- ABD kültürünü veya ABD hükümetini doğrudan eleştiren paylaşımlar.
- Anti-semitik veya Filistin yanlısı destek ifade eden görüşler (üniversite protestolarına destek dahil).
- Charlie Kirk cinayetini rasyonelleştiren veya bu olayla alay eden gönderiler.
- Trump yönetimini veya eylemlerini eleştiren içerikler.
Bu kapsamdaki görüşleri paylaşan yabancıların cezalandırılma tehdidi altında olduğu, bu cezaların ise vize iptalinden göçmenlik gözaltına kadar uzandığı belirtiliyor. Dava, bu iddiaları desteklemek için ABD Dışişleri Bakanlığı'nın X (eski adıyla Twitter) hesabındaki, özellikle Charlie Kirk hakkındaki yorumlar nedeniyle vizeleri iptal edilen kişileri belgeleyen paylaşımları kanıt olarak gösteriyor.
Hükümet Perspektifi ve İfade Özgürlüğü Tartışması
Değer Katma ve Eleştirel Bakış: Bu davanın merkezinde, ABD'de ikamet edenlerin yasal hakları ile hükümetin ulusal güvenlik ve göçmenlik yasalarını uygulama yetkisi arasındaki gerilim yer alıyor. Hükümet kanadı (Dışişleri Bakanlığı'nın X'teki mesajlarında ima edildiği gibi) genellikle, ABD'nin Amerikalılara karşı ölüm dileğinde bulunan veya 'menfur suikastları' kutlayan yabancılara ev sahipliği yapmak zorunda olmadığını savunur. Bu görüşe göre, vize bir ayrıcalıktır, bir hak değil; dolayısıyla hükümet, yabancıların ülkeye kabul şartlarını belirleme ve bu şartları ihlal edenleri sınır dışı etme hakkına sahiptir.
Ancak EFF ve sendikaların karşı tezi ise, Birinci Değişiklik'in (İfade Özgürlüğü) korumasının, ABD topraklarındaki herkesi, vatandaş olmasalar bile, devletin 'görüşe dayalı ayrımcılığına' karşı koruduğu yönündedir. Yabancılara yönelik bu kitlesel gözetim ve cezai yaptırımların, sendika üyelerinin (ki bu üyeler arasında yasal ikamet eden yabancılar bulunmaktadır) anayasal haklarının hukuka aykırı bir ihlali olduğu iddia edilmektedir.
Davanın Kapsamı ve Sendikaların Rolü
Dava, yalnızca bireysel hakları değil, aynı zamanda sendikal hakları da savunuyor. Otomobil işçileri sendikası, öğretmenler sendikası ve iletişim işçileri sendikası gibi büyük kuruluşlar, üyelerinin anayasal haklarının korunması için EFF ile birlikte davacı olarak yer alıyor. Bu durum, gözetim ve cezalandırma tehditlerinin sadece bireysel yabancıları değil, aynı zamanda ABD iş gücünün önemli bir bölümünü temsil eden sendika üyelerinin özgür düşünce ortamını da baskı altına aldığını gösteriyor.
EFF'nin iddiasına göre, bu cezalandırıcı eylemler ve 'görüşe dayalı' kitlesel gözetim, sendika üyelerinin ifade özgürlüğünün yasa dışı bir ihlalini teşkil etmektedir. Eğer bu gözetim başarılı olursa, yabancıların ABD politikaları veya güncel olaylar hakkında herhangi bir eleştiri yapmaktan tamamen çekineceği, bunun da ABD'deki kamusal tartışma ortamını zehirleyeceği düşünülmektedir.
Davanın ilerleyen süreçleri, ABD’de dijital gözetim sınırlarının nereye çekileceği ve yasal ikamete sahip yabancıların anayasal haklarının ne ölçüde korunacağını belirlemesi açısından kritik önem taşıyor.
Bu tür siyasi ve etik kırılmalar sadece hükümet-vatandaş ilişkisinde değil, aynı zamanda Silikon Vadisi'nin üst düzey isimleri arasında da görülüyor. Örneğin, teknoloji ve girişim sermayesi (VC) dünyasının önde gelen figürlerinden Ron Conway, Salesforce Vakfı yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldı. Bu istifanın temelinde, Salesforce CEO’su Marc Benioff’un San Francisco'daki suç ve evsizlik sorunlarına çözüm olarak Ulusal Muhafızların şehirde devriye gezmesi gerektiği yönündeki çağrısı yatıyordu. 25 yıllık dostluklarına rağmen Conway, Benioff'un bu yorumlarının onu derinden üzdüğünü belirterek, artan şehir sorunları karşısında teknoloji liderlerinin dahi nasıl daha sert politik görüşlere kaydığını gözler önüne serdi. Ron Conway ve Marc Benioff arasındaki politik gerilim ve istifa olayına dair daha fazla detayı burada okuyabilirsiniz.
Bu kapsamlı gözetim tartışması, dijital alandaki etik sınırların ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Bir yandan hükümet, yabancıların ifade özgürlüğünü gözetimle kısıtlarken; diğer yandan yapay zeka teknolojileri de benzer etik ikilemlerle karşılaşıyor. Örneğin, OpenAI'nin çığır açan video üretim modeli Sora, kısa süre önce merhum sivil haklar aktivisti Martin Luther King Jr.'ın (MLK) saygısız tasvirlerinin üretilmesini engellemek amacıyla kısıtlama getirdi. Bu durum, tarihi figürlerin kamusal mirasının yapay zeka yoluyla kötüye kullanılmasının önüne geçilmesine yönelik önemli bir etik adım olarak görülüyor. Yapay zeka devinin bu tür tarihi figürlerin benzerliğinin kullanımına getirdiği etik sınırları ve kısıtlamaları OpenAI Sora Martin Luther King Jr video üretimi kısıtlaması etik sınırlar başlıklı yazımız üzerinden inceleyebilirsiniz.
Kaynak: TechCrunch - EFF ve Sendikalardan Trump Yönetimine Sosyal Medya Gözetimi Davası