Kanada-Belçika ortak yapımı “Steal Away” filmi, yönetmen Clement Virgo ve senarist Tamara Faith Berger'ın Karolyn Smardz Frost’un kurgusal olmayan romanı “Steal Away Home”dan uyarladığı, derinlemesine bir psikolojik alegori sunuyor. Başrollerini Angourie Rice ve Mallori Johnson'ın üstlendiği film, izleyiciyi iki genç kadının karmaşık ilişkisine ve bunun ardındaki katmanlı temalara davet ediyor. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde tanıtılan bu yapım, hem merak uyandıran bir yapıya sahip hem de tartışmalara açık eleştirel yönleri barındırıyor. Bu dönemde küresel sinema takvimi oldukça yoğun geçiyor; örneğin, Oscar ödüllü yönetmen Asif Kapadia'nın efsanevi futbolcu Kenny Dalglish'in hayatını konu alan merakla beklenen belgeseli de 15-26 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Roma Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapmaya hazırlanıyor. Detaylı bilgi için Asif Kapadia'nın Kenny Dalglish belgeseli sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Avrupa'nın en prestijli A-list festivallerinden San Sebastián Film Festivali de 19-27 Eylül tarihleri arasında İspanya'nın gözde Bask şehrinde sinemaseverlere kapılarını açmaya hazırlanıyor. Özellikle bu yıl, Katalan sineması uluslararası arenada elde ettiği eşi benzeri görülmemiş başarılarla dolu bir yılı geride bırakırken, bu yükselişin doruk noktası San Sebastián Film Festivali oluyor. Festivalin bu yılki edisyonunda ana yarışma bölümlerinden yan etkinliklere kadar toplamda 27 Katalan projesi yer alması, bölgenin sinema dünyasındaki ağırlığını ve stratejik yatırımlarını gözler önüne seriyor. Bu prestijli A-list festivali, 26 Eylül'de Oscar ödüllü Jennifer Lawrence'a verilecek Donostia Kariyer Başarı Ödülü'nün yanı sıra, Angelina Jolie (Alice Winocour'un 'Couture' filmiyle), Colin Farrell (Edward Berger'ın 'Ballad of a Small Player' filmiyle) ve Matt Dillon (Claire Denis'in 'The Fence' filmiyle) gibi önemli yıldızların katılımıyla da dikkat çekiyor. Film festivalleri ve sinema endüstrisinin geleceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için San Sebastián Film Festivali 2025 sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, Katalan sinemasının San Sebastián Film Festivali'ndeki zirveye çıkışını ve öne çıkan projelerini merak ediyorsanız, Katalan Sineması San Sebastián Film Festivali'nde Zirveye Çıktı yazımıza göz atabilirsiniz.
Roma Film Festivali, "Kenny Dalglish" belgeselinin dünya prömiyerine ev sahipliği yapmasının yanı sıra, Jennifer Lawrence'ın Lynne Ramsay'in "Die My Love" filmini tanıtması, Caleb Landry Jones, Christoph Waltz ve Matilda De Angelis'in Luc Besson'un "Dracula: A Love Tale" filmi için katılımı gibi önemli etkinliklere de sahne olacak. Festival ayrıca, Oscar ödüllü yönetmen Giuseppe Tornatore'den Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü alacak olan Jafar Panahi ve ilk Endüstri Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nü alacak olan İngiliz yapımcı David Puttnam gibi sinema dünyasının önemli isimlerini de onurlandıracak. 15-26 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek bu festival, sonbaharın en çok konuşulan sinema etkinliklerinden biri olmayı hedefliyor.
Hikayenin Kalbindeki Gizem: İki Prenses
Film, açılış jeneriğinde kendisini “iki prensesin” öyküsü olarak tanımlıyor ve bu masalsı gönderme, yapımın metafor ağırlıklı doğasına işaret ediyor. Hikaye, savaşın harap ettiği Kongo’dan kaçarak mülteci olarak büyük, gizemli bir malikanede beyaz bir aile tarafından kabul edilen genç Cecile (Mallori Johnson) ile başlıyor. Burada, dış dünyaya kapalı, aşırı koruyucu bir anne ve eksantrik bir büyükannenin gözetiminde büyümüş, fazlasıyla saf görünen Fanny (Angourie Rice) ile tanışır. Cecile’in dünya deneyimi ve acılarla dolu geçmişi, Fanny’nin kapalı dünyasıyla keskin bir tezat oluşturur. Irk ve olgunluk farkları, ikili arasında hem bir çekim hem de bir itme gücü yaratır.
Geniş Temalar ve Eleştirel Bakış
“Steal Away”, izleyicisine ikili kişilikler, ırksal alt tonlar ve kültürel ödenek gibi derin konuları işleme potansiyeli sunuyor. Fanny’nin Cecile’i taklit etmesi, kıyafetlerini giymesi ve tavırlarını benimsemesi, filmde kültürel ödenek temalarının zekice işlendiği anlara dönüşüyor. Film, bu konuları açık diyaloglarla dayatmak yerine, izleyicinin kendi çıkarımlarını yapmasına olanak tanıyor. Mekan ve zamanın belirsizliği, hikayenin evrensel bir alegori olarak okunmasına zemin hazırlıyor. Yapım, Avrupa’daki 20. yüzyıl ortaları küçük bir ülkesi, günümüz Amerikan Güneyi veya hatta fütüristik, bilinmeyen bir yer gibi farklı tarihsel ve toplumsal gerçekliklere göndermeler yapıyor. Bu, filmin güncel göçmenlik krizi ve kolonizasyon temalarına dokunmasına yardımcı oluyor.
Ancak, “Steal Away” filminin en büyük eleştirilerinden biri, tüm bu iddialı temalara rağmen karakterler arasında gerçek bir psikolojik çatışma inşa edememesi. Hikaye, Fanny’nin göz koyduğu bahçıvanın oğluyla Cecile’in yakınlaşmasıyla basit bir cinsel kıskançlık düzlemine iniyor, bu da filmin ilk baştaki derinliğini gölgeliyor.
Performanslar ve Anlatım Bozuklukları
Mallori Johnson ve Angourie Rice’ın performansları, filmin soyut diyaloglarına rağmen karakterler arasında inandırıcı bir gerilim ve bağ kurmayı başarıyor. Özellikle Johnson, daha fazla gelişim alanı bulan karakteriyle izleyicinin ilgisini sürdürüyor. Buna karşın Rice’ın Fanny’si için benzer bir karakter yayı sunulmuyor, bu da performansının bazı noktalarda tekdüzeliğe düşmesine neden olabiliyor.
Neden Bu Film Önemli? Alegorik Sinemanın Sınırları
“Steal Away” gibi filmler, sinemanın sadece eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda toplumsal meselelere ayna tutan güçlü bir alegori olabileceğini gösterir. Ancak eleştirel yorumlar, bir filmin mesajını iletmede ne kadar esrarengiz olabileceğinin sınırlarını da sorgulatıyor. Bir diyalog başlatmaya çalışırken, konuyu o kadar muğlak bırakmak, tartışmayı tamamen imkansız hale getirebilir. Bu durum, sanatın değer katma potansiyeli ile izleyiciyi yabancılaştırma riski arasındaki ince çizgiyi gözler önüne seriyor. Ayrıca, küresel film endüstrisinde ABD stüdyo yatırımlarının daralması ve yüksek çekim maliyetleri gibi zorlukların tartışıldığı platformlar, bağımsız yapımcılar için yeni fırsatların ve Avrupa'nın potansiyel bir çözüm ortağı olup olamayacağının değerlendirildiği önemli buluşmalara ev sahipliği yapmaktadır. Bu bağlamda, Katalonya'nın sinema alanındaki güçlü konumu, yıllar süren istikrarlı stratejik yatırımlar, yetenek geliştirme programları ve verimli uluslararası ortaklıkların bir sonucu olarak öne çıkıyor. Katalan Kültür Şirketleri Enstitüsü (ICEC) gibi kurumların sürekli desteği ve ESCAC, Pompeu Fabra Üniversitesi gibi eğitim merkezlerinin sağladığı imkanlar, Katalonya'yı Avrupa'nın sanat sineması içindeki en güçlü aktörlerden biri haline getirmiştir. Carla Simón'un "Alcarrás" ile Berlin'de Altın Ayı kazanması ve Estibaliz Urresola Solaguren’in “20.000 Arı Türü” ile Berlin'de Gümüş Ayı alması gibi başarılar, yeni nesil Katalan yönetmenlerinin de küresel çapta dikkat çektiğini göstermektedir. “Steal Away”, zihinlerde bir rahatsızlık ve aidiyetsizlik hissi bıraksa da, hikayenin bütünlüğü ve tematik derinliği konusunda eksik kalıyor.
Sonuç: Tamamlanmamış Bir Portre
Son tahlilde, “Steal Away” filmi, etkileyici fikirler ve görsellerin bir araya geldiği, ancak dramatik bir anlatıya tam anlamıyla dönüşemeyen eksik bir eser hissi uyandırıyor. Clement Virgo ve Tamara Faith Berger, temalarını tam olarak keşfetmek yerine onlara sadece işaret ediyor. Filmin en iddialı yanı, izleyiciyi merak içinde bırakmasıyken, finalde metaforik gizemi tamamen açıklaması affedilmez bir hata olarak görülüyor. Bu durum, filmi anlatı olarak tatmin edici olmaktan uzak, sadece bir süs olamayacak kadar düşündürücü, ancak mevcut sosyoekonomik ve politik durumu ciddi bir keşif olarak ele alınamayacak kadar da bariz bir konuma yerleştiriyor.
Bu inceleme, Variety.com'daki orijinal kaynağın analizi ve yorumları temel alınarak hazırlanmıştır. Detaylı bilgi için Variety'nin 'Steal Away' Film İncelemesi'ne başvurabilirsiniz.