Kahirve Film Festivali'nin endüstri programı olan Kahirve Film Bağlantısı (Cairo Film Connection), bu yılın en dikkat çekici yapımlarına ev sahipliği yaptı. Filistinli yönetmen Mohanad Yaqubi'nin, Lübnanlı sinemacı Jocelyne Saab'ın ilk on yıllık kariyerini inceleyen deneysel arşiv filmi "Devrimciler Asla Ölmez" (Revolutionaries Never Die), yapım sonrası kategorisinde en iyi proje ödülünü kazanarak büyük yankı uyandırdı.
Yaqubi'nin Idioms Film şirketi tarafından üretilen bu eser, 1973 ile 1983 yılları arasında Saab'ın ürettiği filmlerin derinlemesine bir incelemesini sunuyor. Bu özel filmin oluşum süreci, yönetmenin kişisel deneyimleri ve politik sinema üzerine düşünceleri, projenin sadece bir biyografi değil, aynı zamanda bir manifesto niteliği taşıdığını gösteriyor.
Kişisel Trajedi ve Arşivsel Bağlantı
Filmin ilham kaynağı, Yaqubi'nin 2024 Nisan ayında Gazze'deki ailesine ait evin bombalanmasıyla tetiklenmiş. Yönetmen, Saab'ın 1982 yapımı "Beyrut Şehrim" filmindeki, kendi bombalanmış evinin önünde durup yaşadığı duyguları anlattığı bir sahneyle derin bir empati kurmuş. Yaqubi bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: "O an, 1973 ile 1983 yılları arasında yaptığı her şey aniden benim için anlam kazandı; siyasi mücadeleyi desteklemeye çalışan, politik olarak angaje bir film yapmanın bedeli bu."
Mohanad Yaqubi, bu çalışmada Jocelyne Saab'ın sesinin anlatıma rehberlik etmesiyle, sanki filmi bizzat kendisinin çektiğini, kendisinin ise bu süreci gerçekleştiren bir araç olduğunu hissettiğini belirtiyor.
Görüntünün Gücü Üzerine Şeytanın Avukatı: Yaqubi'nin İkilemi
Politik gerçekliklerin değişmesinde görüntünün gücüne dair Yaqubi'nin karamsarlığı dikkat çekici. Filmlerinin etkisine dair sorulan soruya verdiği yanıt, güncel jeopolitik olayların acı bir yansıması:
"Aslında görüntülerin ve film yapmanın gücüne olan inancımı yitirdim, çünkü soykırımın gözler önüne serilmesini, tüm yıkımın 24 saat canlı izlenmesini izledim. Bu, görüntülerin miktarıyla ya da insanlara ne olduğunu anlatmakla ilgili değil. Nihayetinde bu, jeopolitik gücün bir meselesi."
Yaqubi, arşive olan ilgisinin, saldırıların hiç durmadığını ve temel sorunları tespit etme çabasından kaynaklandığını vurguluyor. Özellikle 1960'lar ve 70'lerde Gazze'de yapılan filmlerde sol partilerle ilişkili politik fikirlerin var olduğunu, ancak bugün durumun yalnızca "kaba şiddete" dönüştüğünü gözlemliyor. Arşivler, bu döngüselliği göstermek için kritik bir araç sunuyor.
Bu bağlamda, siyasi baskı ve arşivlerin eleştirel kullanımı konusunda bir başka çarpıcı örnek de Portekizli belgesel sinemacı Susana de Sousa Dias'tan geliyor. Dias, ülkesinin 40 yıl süren faşist rejimi (António de Oliveira Salazar dönemi) sırasında siyasi polisin (PIDE/DGS) ardında bıraktığı kayıtları ve propaganda görüntülerini kullanarak, özellikle 'Still Life' gibi filmlerle rejimin resmi kayıtlarda yer almayan işkence ve baskı izlerini sinema diliyle ortaya çıkarmayı amaçladı. Onun yöntemi, tıpkı Yaqubi gibi, arşivin 'sessizliğini' bozarak tarihin eksik hikayelerini görünür kılmaya odaklanıyordu. Susana de Sousa Dias'ın, faşizmin arşivlerini manipüle ederek oluşturduğu sinema dili hakkında daha fazla detaya Nexus Haber'den ulaşabilirsiniz.
Benzer şekilde, siyasi baskının ve toplumsal ikiliğin sinemaya yansıması İran'da da 'yeraltı sineması' akımıyla hayat buluyor. Yönetmen Abbas Nezamdoost'un hibrit filmi 'Duality', Tahran'da normal bir hayat sürmek isteyen herkesin, rejim baskısı altında her şeyin gizli olduğu 'yeraltı' yöntemini anlamak zorunda kaldığı ikiyüzlü bir toplumu inceliyor. Film, renkli sinematografi ile siyah-beyaz fotoğraf hikaye kitabı sekanslarını harmanlayarak bu gizli yaşamı aktarıyor; kadrosunun bizzat yeraltı sanat sahnesinden gelmesi ise eserin otantikliğini artırıyor. Bu sanatçılar, 'yalan söylemekten yorulduklarını' belirterek gerçeği göstermek adına büyük kişisel riskler alıyorlar. İran yeraltı sineması ve Abbas Nezamdoost'un bu cesur eseri hakkında daha fazla detaylı bilgiye Nexus Haber'den ulaşabilirsiniz.
Yaqubi’nin çalışmalarının merkeze aldığı politik meseleler, güncel sinemada da farklı anlatı biçimleriyle ele alınmaya devam ediyor. Örneğin, İsrail'in Oscar adayı olarak sunduğu ve çoğunlukla Arapça dilde çekilen "Deniz" (The Sea / Al-Bahar) filmi, işgal altındaki Filistin köylerinden gelen 12 yaşındaki Khaled’in Akdeniz'i görme çabasını merkeze alarak, işgalin acı gerçeklerini ve sınırların insani bedelini gözler önüne seriyor. Bu tür yapımlar, Yahudi ve Filistinli sinemacıların işbirliğiyle ortaya çıkmasıyla da dikkat çekerek, baskın dilin gücü ve belge karmaşası üzerine derin bir hümanist anlatı sunuyor. İsrail’in Oscar adayı ‘Deniz’ filmi ve işgal gerçekleri hakkındaki detaylı analizi okuyucularımızla paylaşmıştık.
Jocelyne Saab'ın Kapsamı ve Eleştirel Bakış
Lübnanlı yönetmen Jocelyne Saab, sadece Filistin meselesine odaklanmıyordu. Çalışmaları, Arap soluna dair umutları da içeriyordu. Saab, Batı Sahra, Mısır, İran ve Lübnan'da filmler çekti. Başlangıçta romantize edilmiş devrimcileri konu alırken, Lübnan iç savaşının yıkımını gördükçe bakış açısı değişti. Bu, Yaqubi'nin de değindiği gibi, bölgedeki umutların hayal kırıklığına dönüşmesinin sinemasal bir kaydı niteliğinde.
Eleştirel bir bakış açısıyla, bazıları arşiv filmlerinin geçmişi yeniden canlandırmaktan öteye geçemeyeceğini savunabilir. Ancak Yaqubi için bu filmler, egemenliği olmayan Filistinlilerle, kendi bilgi sistemleri ve organize eğitim sistemleri olmayanlarla diyalog kurmanın bir yolunu açıyor. Onun önceliği görüntü yaratmak değil, "gerçek bir diyalog" oluşturmak.
Projenin Seyirci Kitlesi ve Pazar Stratejisi
Yaqubi, bu projesini ilk kez Kahirve Film Bağlantısı'nda sergilemekle stratejik bir adım attı. Ailesi Gazze'den ayrıldıktan sonra Kahire'ye yerleşmesi nedeniyle, filmi için bir Arap tabanı oluşturmak amacıyla bu pazarı en iyi seçenek olarak gördü. Bu platform, filmi daha geniş bir Arap kitlesine sunma ve projeyi tartışma imkanı sağlıyor.
Proje Detayları Tablosu
| Öğe | Detay |
|---|---|
| Film Adı | Revolutionaries Never Die |
| Yönetmen | Mohanad Yaqubi |
| İncelenen Yönetmen | Jocelyne Saab |
| İncelenen Dönem | 1973 - 1983 |
| Kazanılan Ödül | En İyi Yapım Sonrası Projesi (CFC) |
Yaqubi, Saab ile e-posta üzerinden kısa bir iletişim kurduğunu ancak kendisi vefat etmeden sadece beş hafta önce gönderdiği bir e-postaya cevap veremediğini belirtiyor. Bu tesadüf, zamanın ve arşivin sunduğu sınırlılıkların çarpıcı bir örneğidir.
Bu tür arşiv temelli belgeseller, tarihin farklı dönemlerindeki politik söylemlerin bugünkü şiddet sarmalıyla nasıl karşılaştırıldığını anlamamız için hayati önem taşımaktadır. Yaqubi'nin projesi, hem tarihi bir saygı duruşu hem de günümüz krizlerine dair eleştirel bir pencere sunuyor.
Kaynak: Bu makale, Mohanad Yaqubi'nin Jocelyne Saab hakkındaki çalışmaları üzerine yapılan röportajdan derlenmiştir. Orijinal habere Variety üzerinden ulaşabilirsiniz.