ABD televizyon dünyasının önde gelen isimlerinden Jimmy Kimmel, geçtiğimiz ay siyasi yorumları nedeniyle yaşanan yayın krizi sırasında hissettiklerini ilk kez bu kadar açık bir şekilde dile getirdi. Bloomberg Screentime etkinliğinde konuşan Kimmel, ABC’nin “Jimmy Kimmel Live!” programını askıya alması ve Sinclair ile Nexstar gibi büyük bağlı kuruluş gruplarının yayını süresiz durdurma kararı almasının ardından, şovunun sonsuza dek sona ermiş olabileceğini düşündüğünü belirtti.
Kimmel’ın bu kritik açıklamaları yaptığı aynı Bloomberg Screentime etkinliğinde, Netflix Eş CEO’su Greg Peters da şirketin gelecek stratejisine ışık tuttu. Peters, Netflix’in felsefesinin büyük ölçekli satın almalardan ziyade 'inşa etmeye' odaklandığını vurgulayarak, özellikle Warner Bros. Discovery (WBD) satın alma iddialarına net bir yanıt verdi. Peters, “Büyük medya birleşmelerinin zaman içinde inanılmaz bir başarı karnesi yok,” diyerek bu tür hamlelere karşı makul bir şüphecilik taşıdığını belirtti. Netflix'in WBD'yi satın alma oyun stratejisi ve medya birleşmeleri hakkındaki detaylı açıklamalarını buradan okuyabilirsiniz.
Geri Dönüş İçin Talep Edilen 'Özür' Reddedildi
Krizin tırmanışında, özellikle Sinclair'ın şovun yeniden yayınlanması için bir dizi talep (aralarında Kimmel'dan özür dilemesi de bulunuyor) ilettiği ortaya çıktı. Kimmel, bu talepler karşısında taviz vermeyeceğini net bir şekilde ifade etti.
“40’a yakın yayın kuruluşumun benden ayrılması fikriyle karşılaştığımda, ‘Tamam, bu iş bitti’ dedim. Çünkü bana sunulan bir talep listesi vardı ve bunların hiçbirine uymayacaktım. Eşime döndüm ve ‘Bitti, artık son’ dedim,” diye ekledi Kimmel, yaşadığı o kritik saatleri anlatırken.
FCC Baskısı ve İfade Özgürlüğü Tartışması
Kriz, Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr’ın, Kimmel'ın bir monologdaki yorumları nedeniyle ABC'yi cezalandırma tehdidinde bulunmasının ardından patlak vermişti. Carr, sağ kanat medyasının Kimmel'ın yorumlarını çarpıttığını ileri sürerek, eğer ABC bağlı kuruluşları Kimmel’ı yayından kaldırmazsa yayın lisanslarını kaybetme tehdidiyle karşılaşabileceklerini ima etmişti. Bu durum, ABD yayıncılık tarihinde sansür ve ifade özgürlüğü sınırları konusunda ciddi bir tartışma başlattı.
Sinclair ve Nexstar’ın yayını kesmesi, başlangıçta Disney’i “Jimmy Kimmel Live!”ı üç gece askıya almaya zorladı. Ancak bu durum, tartışmayı ulusal bir ifade özgürlüğü meselesine dönüştürdü ve Kimmel'ın geri dönüşüne zemin hazırladı. Kimmel’ın 23 Eylül’deki geri dönüş bölümü, ABD hanelerinin %23’ünde yayınlanmamasına rağmen, 6.3 milyon izleyici çekerek şovun düzenli yayınlanan bölümleri arasında tüm zamanların en çok izlenen yayını oldu. Bu rakamlar, medya kuruluşları üzerinde kurulan baskının, izleyiciyi tam tersi yönde harekete geçirebileceğini gösteren güçlü bir kanıttır.
Disney Yönetimi Desteği ve Dana Walden’ın Kritik Rolü
Kimmel, krizin hemen sonrasında Disney CEO’su Bob Iger ve Disney Entertainment Eş Başkanı Dana Walden ile yaptığı görüşmeleri “gerçekten iyi sohbetler” olarak nitelendirdi. Özellikle Walden’ın kendisine çok yardımcı olduğunu vurguladı.
Kimmel, “Öncelikle Dana’nın hafta sonunu mahvettim. Tüm hafta sonu aralıksız telefon trafiği vardı. Bu denli olumlu sonuçlanan bir geri dönüş, Dana ile bu kadar çok konuşmamış olsam gerçekleşmezdi. O, her şeyi düşünmeme ve herkesin nereden geldiğini anlamama yardımcı oldu,” ifadelerini kullandı. Kimmel, Disney yöneticilerinin bu durumla karşı karşıya kalmasının 'çok adaletsiz' olduğunu ve bu olayın, Amerikalılar olarak neyi kabul edip etmeyeceğimiz konusunda 'çok kalın, kırmızı bir çizgi' çekmesini umduğunu belirtti.
Geri Dönüş: İçten ve Dürüst Bir Monolog
Geri dönüş bölümü için nasıl hazırlandığı sorulduğunda Kimmel, “Bu gerçekten içimden gelmesi gereken bir şeydi. Doğru olmalıydı, her şeyi ortaya dökmeliydim ve hissettiklerim hakkında dürüst olmalıydım,” dedi. Yorumlarının kasıtlı olarak ve kötü niyetle yanlış tanıtıldığını düşündüğünü, bu yüzden açıklama yapma fırsatını yakalamanın kendisi için önemli olduğunu belirtti.
Talk Show Bütçeleri ve Diğer Programlar
Krizin yanı sıra, Kimmel, sektördeki maliyetler hakkında da çarpıcı açıklamalarda bulundu. CBS’in “The Late Show With Stephen Colbert” programının yılda 40 milyon dolar zarar ettiği yönündeki iddiaları sorguladı. Kimmel, benzer talk şovların yıllık bütçelerinin 100 milyon ila 120 milyon dolar civarında olduğunu bildiğini ve programların reklam gelirlerinin yanı sıra dikkate alınmayan bağlı kuruluş ücretleri (affiliate fees) gibi değerleri de olduğunu vurguladı. Kimmel’a göre, Colbert’ın şovunun zarar etmesi olası olsa da, bu zararın 40 milyon dolar gibi devasa bir rakam olması mantıklı değil.
Son olarak, sunucu Aziz Ansari’nin Suudi Arabistan'daki Riyad komedi festivalinde sahne alması hakkındaki tartışmaya değinen Kimmel, dünyadan veya insanlardan kendimizi izole etmenin her zaman doğru olmadığını, zor konuları konuşmanın ve karşılıklı nedenleri anlamaya çalışmanın daha değerli olduğunu savundu.
Brendan Carr'ın, Kimmel’ın geçici olarak yayından alınmasına yol açan olaylar hakkında Senato Ticaret Komitesi huzurunda ifade vermeyi kabul etmesiyle, bu sansür ve medya özgürlüğü krizinin siyasi yankıları devam edecek gibi görünüyor.
Bu tür siyasi kutuplaşma ve ifade özgürlüğü baskısı, sadece televizyon dünyasını değil, müzik sektörünü de derinden etkilemeye devam ediyor. Örneğin, ülkenin en popüler müzisyenlerinden Zach Bryan da, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) kurumuna yaptığı atıf nedeniyle sosyal medyada büyük bir siyasi tartışmanın merkezine oturdu ve hayranlarından ciddi boykot tehditleriyle karşılaştı. Tıpkı Kimmel gibi, Bryan da sanatının politik amaçlarla çarpıtılmasına tepki göstererek, kendisinin radikal kutupların hiçbirine ait olmadığını ve şarkısının amacının birliği teşvik etmek olduğunu savundu. Bryan'ın bu baskıya cevabı hakkında detaylı bilgi edinmek için Zach Bryan'ın ICE şarkısı, siyasi kutuplaşmaya verdiği cevap ve yaşanan fırtınayı buradan okuyabilirsiniz.
Kaynak: Daha fazla detay için Variety makalesini inceleyebilirsiniz.